Bugün - 28 Mart 2017 Salı
Foto Galeri
Video Galeri
Firma Rehberi
Künye
Reklamlar
Üye İşlem
 Bize Ulaşın
www.haber58.com Logo

Sivas 14°°C
Yazar Detayları

Feyzullah BUDAK

Feyzullah BUDAK - BU VATAN YA SENİNDİR YA KİMSENİN

BU VATAN YA SENİNDİR YA KİMSENİN
Yazı Tarihi: 08 Mart 2017 Çarşamba


“AHMET HİKMET MÜFTÜOĞLU’NUN “ÇAĞLAYANLAR”INDAKİ TÜRK TASVİRLERİ”

Ahmet Hikmet MÜFTÜOĞLU’nun “ÇAĞLAYANLAR” adlı küçük dev eserini ilk gençlik yıllarımda okumuştum. Şimdi aradan geçen yaklaşık yarım asırdan sonra onu bir kez daha büyük bir dikkatle okudum. Bu okumada, Türk milletinin yakın tarihte ne badirelerden geçtiğini bir kez daha ürpererek gördüm ve bu badireler içerisinde ne azimler sergileyip, ne umutlar yeşerttiğine, en umutsuz zamanlarında bile kendi öz ruhundan yeni hayat umutlarını yeşertip canlandıracak ne evlatlar çıkartabildiğine gururla tanık oldum.

Müftüoğlu, 1870-1927 yılları arasında yaşayarak, Osmanlı’nın son dönemindeki tüm acılara tanık oldu. II. Meşrutiyetten sonra hız kazanan Türkçülük hareketini desteklemek amacıyla özellikle 1911-1922 döneminde yazdığı hikayeleri daha sonra “ÇAĞLAYANLAR” adlı kitabında toplanarak yayınlandı. Bu hikayelerinde Müftüoğlu özellikle Türk milli ruhuna, Türk milletinin milli ve manevi değerlerine, onun ruh inceliklerine, tarihî derinliğine, soyluluğuna, ama tüm bunlara karşılık Batı dünyasının iki yüzlülüğü karşısında Türk milletinin aldanışlarına dair derin tahliller ve keskin vurgular yapmaktadır.

Dönem, Batı dünyası karşısında tam bir yenilmişlik ve ezilmişlik dönemidir. Ortada duran tablo tam bir umutsuzluk ve her anlamda bir iflas tablosudur. Ama Türk milletinin bir aydın evladı bu hikayeleriyle, ortada duran bu umutsuzluk ve iflas tablosuna isyan etmektedir. Bu umutsuzluğa ve bu iflasa karşı yeni ümitler yeşertmeye çalışmakla kalmayıp, bu yeniden şahlanışa yürekten inanmaktadır. Çünkü Türk milletinin ruhunda bu cevherin olduğunu bilmektedir. Nihayet bu bilgi ve inancını “ÇAĞLAYANLAR” daki hikayeler vasıtasıyla Türk milletine ulaştırmaya  ve böylece o ruhun yeniden ayağa kalkması için bir şeyler yapmaya çalışmaktadır.

Şimdi aradan tam bir asırlık zaman geçtikten sonra Türk yurdunda çıplak gözle görünen yeni bir yenilmişlik veya işgal olmamasına rağmen “TÜRK GÜCÜ” nün ve “TÜRKLÜK DUYGUSU” nun her anlamda yıpratılarak bu ülkenin temel dinamiği olmaktan çıkarıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Osmanlı’nın son dönemleri de işte böyle bir dönemdi ve Ahmet Hikmet MÜFTÜOĞLU o dönemde ÇAĞLAYANLAR’ındaki hikayelerinde büyük bir heyecanla ortaya koyduğu “TÜRKLÜK” tasvirleri üzerinden bu derde çare olmaya çalışıyordu.

Ama ne hazindir ki o tasvirler sadece o dönem için değil, aynı zamanda günümüz için de yapılmış gibiydi. Ahmet Hikmet MÜFTÜOĞLU’nun ÇAĞLAYANLAR’ındaki “TÜRKLÜK” tasvirlerine, “TÜRK GÜCÜ” nün ve “TÜRKLÜK DUYGUSU” nun böylesine yıpratılarak temel dinamiğimiz olmaktan çıkarıldığı yeni bir karanlık dönemde yeniden çok ihtiyacımız olduğu inancıyla, o tasvirlerden bazı örnekleri sizlerle paylaşmak ve böylece Müftüoğlu’nun aydınlık gölgesini bu günlere düşürmek istedim.

Kitaptaki ilk hikayenin daha ilk satırları şöyle başlıyor:

“Türk İli Zeybeklerine; Bu kitabı sizi düşünerek, sizin için yazdım. Bela gecelerinde, yaşım sızarak, yüreğim sızlayarak yazdım. Ey Türk! Bu satırlarda mazinin destanlarını, bugünün ayrılık acılarını söylemek ve inlemek istedim. Bir keman gibi… Bu kemanı anavatanın sinesinden yonttum. Tellerini kalbimim damarlarından çıkardım. İstedim ki bu sazın ezgisini yalnız sen duyasın. Bu acıklı iniltiler yalnız sana dokunsun.

Cihan tarihi, vatanı uğrunda senin kadar uğraşan, kanını döken bir millet daha gösteremez. Senin kadar kimse kendi vatanına sahip olmaya hak kazanamamıştır. BU VATAN YA SENİNDİR YA KİMSENİN…

Dünyanın her tarafındaki taşsız mezarların, yüceliğinin malikaneleridir. Göğsünde tutuşan gönül, gönül değil, cephane oldu. Bu uğurda parçalandıkça kinin ve feyzin çoğaldı. Ey Zeybek! Bu kitabın yapraklarını hançerinle yırt ve hançeri onun kalbinin üzerinde bırak! Bundan sonra silahının siperi bir kitap olsun.

Ey yurttaşım! Senin boynuna geçirilmek istenen esaret halkası ne bir gem, ne bir tasmadır. Boyunduruk altında olduğun halde sen üşürken düşman ocakları için sana odunlar, sen aç iken düşman sofraları için sana buğdaylar taşıtacaklar. Gençleri kanda, tazeleri gözyaşında boğmak istiyorlar.

Yüzyıllardır, dinin, milletin aşkına başına yağan, sonu gelmez bir beladır… Yurdun nihayetsiz bir Kerbela’dır. Memleketin, içinde cenaze namazı kılınan, cenaze duası okunan bir mabet halini aldı. Ne yoncan, ne yongan kaldı. Bir Allah’ın, bir de Muhammed’in kaldı.”

Aslında kitaptaki ilk hikayenin tamamı bu minval üzere gidiyor ama biz bu alıntımızı, bugünü de en iyi şekilde tanımlayan bu ifadeler ile sonlandıralım ve başkaca hikayelerden başkaca birkaç örnek daha vermeye çalışalım.

“Alparslan Masalı” adlı ikinci hikayede anası Türkan Hatun’un Alparslan’a seslenişi;

“Uyan! Yeryüzü seni ve oğullarını bekliyor… Cihana kan ver, can ver… Yürü ve alemi arkandan sürü… Oğul! Ey Türk Oğlu! Alnını yükselt, göğsünü ger, etrafına gururla bak! Ayağının altında görünen şu geniş cihanın sahibi sensin, senin neslin olacaktır. Kâinatın en büyük kahramanları, cihangirleri bütün senden doğacaktır. Doğudaki Çin’in başkentinden, batıdaki Septe Boğazı’na kadar olan yol senin atlarının ayakları altında çiğnenecektir. Güneyin yanan çöllerinden, kuzeyin donduran bozkırlarına doğru bak! Yenus kıyılarında, Baykal, Aral Gölleri etrafında doğuran kısraklarının tayları, Tuna’nın kaynağında hararetlerini gidereceklerdir. Azak ve Kara Denizler, torunlarının birer küçük havuzları, Pamir ve Ceziret’ül Arab yaylaları cirit meydanları olacaktır…”

“Altın Ordu” başlıklı başka bir hikayede eski Türklerdeki toplum düzeni şöyle anlatılıyor:

“Türkler’e göre ademoğlu dam gölgesinde doğar, gök altında ölürdü… Bir kimsenin değeri ilk önce gücüyle, sonra silahıyla belli olurdu. Türkler babalarından, analarından çok ulularını sayarlar, severlerdi. Altın Ordu’da kanun iki kelimeden ibaretti: Sıra, Saygı! Herkes sırasını, haddini, yerini bilecek, herkes büyüğünü tanıyacak, sayacak… İşte o kadar… Bu iki kelimecik milyonlarca halkı idareye yeterdi: Sıra, Saygı!”

“Ayşe Kızla Vato” adlı hikayenin anlatımları arasında A. H. Müftüoğlu’nun yüreğinden şu duygular taşıyor:

“Ey Türk İli! Yıkıntılarının enkazıyla görkemli yapılar süslenir. Sen nasıl bir ocaksın ki soğumuş küllerinde ateşler gizlidir. Baykuşlarından bülbül sesi gelir…  Ey Türk Kadını! Irkında ne eşsiz bir bereket vardır ki hem ölüme asker yetiştir, hem sonsuzluğa hüner eriştirirsin! Seni benden çok önce takdir edenler, yine Vato gibi ressamların vatandaşları oldukları için beni affet!”

Kitabın “Yakarış” adlı son hikayesinde bir Türk’ün Tanrı’ya yakarışı ilginçtir. Gerçi bu yakarış tam bir asır öncesine aittir ama tıpkı bugün bir yığın demokrasi madrabazlıkları ile zihni bulandırılarak iradesinin üzerine oturulan ve böylelikle “Türk Gücü” ve “Türk Kimliği”nin yıpratılmasına alet olan halk arasından çaresiz bir Türk’ün yakarışı gibidir:

“Ulu Tanrı! Gün batıyor, sevgili korkun gönlümde doğuyor. Kumral akşam bana sessizlikler içinde büyüklüğünü fısıldıyor… Bu alaca karanlıklar arasında bir kulun, tercüman kullanmadan, öz bilgisiyle sana diller dökmek istiyor… Ödünç giyim almadan, kendi çaputlarıyla karşına çıkmak istiyor. Onun yalvarışlarını dinlemez misin? Kanadı incinmiş, karnı acıkmış bir serçenin ötüşcüğünü anlarsın! Boynu bükük, benzi uçuk bir çiçeğin istekçiğini duyarsın… Bugün bir Türk’ün yıpranmamış sesini birinci olarak sana eriştirmek isteyen suçunu bağışlasan gerektir.

Ey yüce gökleri ışıklı yıldızlarla, azgın denizleri köpüklü dalgalarla süsleyen Tanrı! Kullarını kendilerini tanımak, kendilerinde özünü tanıtmak üzere onlara beyin, gönül verdin. Onlardan yüzbinlerce Türk, sevgili son Peygamberinin doğru izinden, bu akıl, bu duygu kanatlarıyla yüksele yüksele cennete ermek istediler…

Senin ve peygamberlerinin adlarına ayırdığın ünlü yerleri bütün onların yurtlarının bucaklarında sakladın. O, köyde yarattığın Türkler’in sana bağlılıkla yükseldiler. Bu yücelikten onları indirme, ey sevgili Tanrı! Onları indirme… Ak bulutlardan, kara çamurlara düşürme! Düşürme ki onların yüreklerinde senin korkun, senin sevgin vardır. Sen varsın.

Bilmeden yaptıkları suçları varsa dünkü emeklerine bağışlamaz mısın? Bağrı karalarını bugünkü gözyaşlarıyla yıkamaz mısın? Yürekleri karardıysa, eşiğinde yerlere sürünen alınları aktır, yüreklerinin karaltısını aydınlatmak, düştükleri uçurumdan bileklerini tutmak, onları doğru yola getirmek sana güç değildir, ey ulular ulusu! Güç değildir.

Şimdi, önünde çıplak gönlüyle kekeleyerek söylenen bu kulun, bütün yurttaşlarıyla bir bağışlayıcı bakışının yoksuludur. Ey büyük Allah! Sen yine onları unutma! Sen yine onları esirge! Bak sızan gözyaşları ne ağlıyor? Sızlayan yürekler ne inliyor?!”

Aslında bu topraklarda yüzyıl önce yazılmış bir kitabın böyle bir “Yakarış” ile bitmesine ve tam yüzyıl sonra aynı topraklarda yazılan bu yazının da aynı yakarışla son bulmasına itirazım var. Türk aydınının, Türk’ün aldanmışlığına çare bulamayıp, sonunda böyle yakarışlara sığınmasına isyan edesim var. Ama ne yazık ki bu bizim gerçeğimiz! Geçen asırda da böyleydi, bu asırda da böyle!

Ama geçen asırda Mustafa Kemal insan üstü çabalarıyla bu yakarışların kabulünü sağladı. Bugün bu yakarışların hayat bulması için hepimizin birer “Mustafa Kemal” olmasına ihtiyaç var. Bunu başarmak için çıkacağımız yolda yapacağımız ilk iş ise, sadece bu yazıyı okumakla yetinmeyip, Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun Çağlayanlar’ını (daha önce okumuş olsak bile bu şartlarda bir kez daha) okumak olabilir.

 

 

 

 

 
İletişim E-Posta: feyzullahbudak@hotmail.com - Telefon: 05322776390 Okunma Sayısı: 399


 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Yazıları

BU VATAN YA SENİNDİR YA KİMSENİN
YENİ BİR FON GARABETİ
MHP MİLLETVEKİLLERİNE AÇIK MEKTUP
MİLLİ BİLİNÇ VE TARİH ŞUURU
TÜRKLERİN VE TÜRKÇENİN KIRKBİN YILLIK TARİHİ
MAREŞAL ÜNİFORMALI ATATÜRK TABLOSU’NUN BİLİNMEYEN HİKAYESİ
İLGİNÇ BİR MİLLİ BİLİNÇ HİKAYESİ
YÖNETİMDE “ERDEM” ARANIYOR
KARINCA DÜŞÜ
PKK DESTEKÇİLERİ
DEVLETİN TEMELLERİ ÇÖKERTİLİYOR !..
UNUTULMUŞ BİR KİTAP VE ANLATTIKLARI
BOŞNAK BÖREĞİ
TÜRKİYE’Yİ DÜŞÜNMEK
BİR ER KİŞİNİN ARDINDAN, SORULASI 7 SORU...
BİR “ER KİŞİ” NİN ARDINDAN…
MUHSİN BAŞKAN İLE İLK KARŞILAŞMA
Diğer Yazarlar

BİZİM DEVLET AKLIMIZ VAR MI ?
BU VATAN YA SENİNDİR YA KİMSENİN
BU ÜLKEDE SOSYAL HİZMETLER NE İŞ YAPAR ?
NARSİST İKBALPEREST AYDINLAR
İSRAİL VE ABD
SEVİLMEYE LAYIK OLAN SEVMESİNİ BİLENDİR…
MAFYA VE BİR POKER OLARAK POLİTİKA

Yazarlar 
Sivas Radyoları

 

Anket

ANAYASA DEĞİŞİLİĞİ İLE İLGİLİ REFERANDUM DA OYUNUZUN RENGİ NE OLACAK ?


  
Hayır206 Kişi (%68 )
  
Evet99 Kişi (%32 )

Toplam 305 Kişi

Süper Lig
 
Hava Durumu ( Sivas )
Bugün
3°°C - 14°°C
Çarşamba
-1°°C - 10°°C
Perşembe
0°°C - 14°°C
Cuma
1°°C - 16°°C
Namaz Vakitleri ( Sivas )

İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
04:5006:1612:4416:1319:0020:19

28 Mart 2017 Salı
Röportajlar
Konforun zirve yaptığı an Audi Q5
Audi yüzü yeniden değişerek bambaşka bir hale geldi. Kusursuz şekilde modellenen, biçimlendirilen ve yüksek parlaklığa sahip siyah renkte ...
»
»
»
Tarihte Bugün
1919 - İtalyanlar Antalya'yı işgal ettiler.
1920 - ?Uyan Şahin uyan bak neler oldu, Sevgili Antep'e Fransız doldu.? gibi adına şiirler yazılan, türküler yakılan Antep Kahramanı Şahin Bey şehit oldu.
Kim KimdirTümünü Göster
Günün Sözü
Mürşitlik alıcılık değil, vericiliktir?
(Hacı Bektaşı Veli)
Arşiv Arama
İller Arası Mesafe Hesaplama
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklamlar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
0,06ms