Bugün - 28 Mart 2017 Salı
Foto Galeri
Video Galeri
Firma Rehberi
Künye
Reklamlar
Üye İşlem
 Bize Ulaşın
www.haber58.com Logo

Sivas 14°°C
Yazar Detayları

Feyzullah BUDAK

Feyzullah BUDAK - UNUTULMUŞ BİR KİTAP VE ANLATTIKLARI

UNUTULMUŞ BİR KİTAP VE ANLATTIKLARI
Yazı Tarihi: 29 Şubat 2016 Pazartesi

Türklüğe duyduğum derin alakayı bilen bir meslektaşım geçenlerde kütüphanesindeki eski ve unutulmuş bir kitabı “Bu senin işine yarayacak bir kitap” diyerek, incelemem için getirdi. Sağ olsun, sağlığı daim olsun, ne kadar da iyi etti. 1947’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayını olarak basılan ve bir süre ders olarak okutulan kitabın adı “Türk Tarihi ve Hukuk”. Yazarı ise; Ord. Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal.

Adından da anlaşılacağı üzere kitap aslında “Türk Hukuk Tarihi”ni konu alıyor ama konuyla ilgili anlatımların tabii gereği olarak tarihimize dair çok ilginç bilgiler veriyor. Bunlardan bazılarını kısa notlar halinde sizlerle paylaşarak, aradan geçen bunca zamandan sonra bir kere daha hatırlanmalarına ve yeniden gün ışığına çıkmalarına vesile olmak istedim.

Aşağıda tırnak arasında verdiğim bilgiler mutlaka kitaptaki ifade şekliyle aktarılmış olmayıp, tırnak arasında verilme sebebi bu bilgilerin söz konusu kitaba dayanıyor olmasındandır.

1) Sayfa 72. “… Bütün bu kayıtlardan Orhon Kitabelerini bırakmış olan Türklerin, bugün Şamanizm ismiyle malum olan dine sâlik oldukları anlaşılıyor. Fakat hayret edilecek bir hal varsa, o da kitabelerin hiçbir yerinde şamanizmde mühim rolü olan bu dinin ruhanileri Kam’lardan bahsolunmamasıdır. Orhon Kitabelerinde Kam kelimesi bir tek defa olsun zikredilmemiş iken, İslam devri başladıktan sonra yazılmış olan Kutadgu Bilig’de bile bu Kam ismi iki yerde geçiyor. Orhon Kitabelerinde Kam isminin geçmemesinden, halk hayatında mühim rolü olan Kamların devlet idaresi ile harp işlerinde hiç rolleri olmadığı neticesini çıkarmak mümkündür.

Orhon Kitabelerinde âlemin hilkati (yaratılışı) hakkında tafsilat yoktur, fakat yer ve göklerin yaratılmış olduğu sarih bir surette ifade edilmiştir. Dolayısıyla kitabelerin umumi ruhundan, âlemin hâlikinin (yaratıcısının) Tanrı olduğu açıkça anlaşılıyor.

Doğu Roma müverrihlerinden Theophylactos Simscotta, Türklerin âlemi yaratan bir tek tanrıya inandıklarını açık söylüyor. O diyor ki; “Onlar ateş, hava, suya karşı hürmet besliyorlar ve yeri metheden şiirler terennüm ediyorlar. Fakat yalnız yer ve gökleri yaratan Tanrı’yı Allah olarak tanıyorlar, ancak ona ibadet ediyorlar.” (Theophylactos Simscotta in Dietrich’s Byzantnische Quellen zur Länder-un Völker kunde, Band V, Teil II. S.14.)

Bu bilgiler iki önemli ve ilginç unsur içeriyor. Bunlardan birincisi “Türklerin İslam tebliğinden önceki dönemlerde Tek Tanrı inancına ulaştıkları” hususudur ki, bu konu zaten yaygın olarak biliniyor. Bugüne kadar üzerinde fazla durulmamış ve adeta bu kitapta mahkum kalmış olan ikinci bilgiye göre ise; kendi kültürleri içerisinde Tek Tanrı inancına ulaşmış olan Türklerin, bununla birlikte din işleri ile devlet işlerini birbirinden ayrı tutma, yani “Laiklik” bilincine de çok erken dönemlerde ulaşmış oldukları anlaşılıyor.

2) Kitabın 298. sayfasında “Bizans İmparatoru Justinus’un tahta çıkışının dördüncü senesinde bir gün İmparatora ‘Türkhia’ denilen bir ülkeden sefirler gelmiş olduğunu arz ettikleri ve bu haberin Bizans Sarayında büyük bir telaşı mucip olduğundan” bahsediliyor.

184. sayfada ise “Doğu Roma İmparatoru Justinus tarafından Türk Hükümdarı İstemi Han’a elçi olarak gönderilen Zemarkos’un (Türkiye Hakkındaki) Raporundan ve bu raporun altıncı asır Türkleri hakkında oldukça tafsilatlı malumat ihtiva ettiğinden” bahsediliyor. Tüm bu bilgiler için Bizans müverrihlerinden Menander Protektor’un eseri “eserde ve raporda Türk ülkesi (Türkhia) adıyla ifade ediliyor. Bu, batı edebiyatında (Türkiye) kelimesinin ilk defa olarak kullanılmasıdır” dip notu ile kaynak gösteriliyor. (Menander Protektor, in Dietrich’s ip. cit. p. 14-24)

Bu bilgiler 6. asırda Orta Asya’da hüküm süren atalarımızın, ülkelerinden “Türkiye” diye bahsettiğini gösteriyor. Bahsedilen sefir ziyaretleri 567-568 yıllarında yaşanıyor. Bizans Sefiri Zemarkos’un “Türkiye Hakkında Raporu” aynı dönemde yazılıyor ve tüm bunlar Bizanslı vakanüvist Menander Protektor tarafından aynı yıllarda kayda geçiriliyor. Değerli ilim adamı Ord. Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal muhteşem titizlikteki bir çalışmayla tüm bunları 1947’de yeni nesillere aktarıyor ve hazırladığı kitabı da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde ders olarak okutuyor. Tüm bu bilgiler ortada iken acaba Türk aydını biraz da Avrupalılara paye verircesine “Türkiye adının Osmanlı’nın son dönemlerinde Türkiye’den önce Avrupa’da kullanılmış olduğu” bilgisini nereden edindi ve bu yanlış zanda ısrara devam edilecek mi? Yoksa Türkiye Cumhuriyeti’nden 1400 yıl önce, tarihteki “TÜRK” adlı ilk devleti kuran ve ülkesine “Türkiye” diyen atalarımızın derin bilinci karşısında hürmetle baş eğme idrakine erecek miyiz?

3) Sayfa 206’dan bazı notlar;

“Ceza teşkilatı tarihinde başlıca 3 safha vardır;

- Hususi intikam safhası

- Mali Uzlaşma safhası

- Ceza hakkının münhasıran devlete ait olduğu safha.

Bu ceza teşkilatının 3 safhası, aşağı yukarı medeniyetin muayyen safhalarına tekabül eder. Kabile ittihadı devrinde “hususi intikam usulü” hakimdir. Barbar krallıklarda “mali uzlaşma usulü” tatbik olunmaya başlar. Medeniyet ilerledikten ve merkezî hakimiyet kuvvetlendikten sonra Devlet ceza işlerini inhisarına alır.

Hunlarda iptidaî kabile camialarında görülen hususi intikam yerine, suçluların Devlet tarafından cezalandırılması usulü kaim olmuştu. Hunlarda ceza Devlet işi idi ve hususi intikam yasaktı. Hunlar cürümleri “ağır cürümler” ve “hafif cürümler” olarak ikiye ayırıyordu. Hunlar mahkemenin çabuk yapılmasına çok dikkat ederlerdi. Her maznun (sanık) mutlaka on gün içerisinde muhakeme edilmeliydi. Onun için Hun hapishanelerinde mahpuslar az bulunurdu.”

Yukarıda bahsedilen adli uygulamalar, günümüzden iki bin yılı aşkın zaman önce bizim atalarımız tarafından yaşanmış ve yaşatılmış uygulamalardır. Türklerin bu uygarlığı yaşadığı dönemlerden 1500 yıl sonraları bile Avrupa’da insanlar müspet ilime dair bazı iddiaları yüzünden yargılanmaksızın idam edildiler. Şimdi yukarıdaki bilgiler, “uygarlaşmak için her şeyi Avrupalılardan öğrenmek zorunda olduğumuza” inananlarımız için bir ibret dersi olmaz mı?

4) Şimdi de 212 sayfanın dip notunda “De Groot, op. cit. p.101.” kaynağına dayalı olarak yer alan bilgilere bir göz atalım;

“Çin’in en eski tarihi eserlerinden olan Şiki’de Hunların pek kadim devirlerden beri ziraatle uğraştıklarını gösteren bir kayıt vardır; Çin’in eski sülalelerinden (MÖ 23. asırdan MÖ 19. asra kadar hüküm sürmüş olan) Hia sülalesinin sükutu senelerinde bu sülaleye mensup bir hükümdar ziraat nazırını azletmiş ve bu ziraat nazırı ( o zaman Çinliler tarafından Cong adıyla anılan) Hunlar arasına kaçarak, Hunlar arasında ziraatin inkişafına hizmet etmiştir.”

İlginç bir bilgi değil mi? Yani bu bilgilerden, Hunların en azından MÖ 19. ve 20. asırlarda (MÖ 1900 ve 2000’li yıllarda) var olduğu ve ziraatle uğraştığı anlaşıldığına göre Hun tarihini (ve tabii ki dolayısıyla Türk tarihini) MÖ 220’den başlatan ve Türklerin göçebe bir kavim olduğunu söyleyen bilgilerimizi yeniden bir sorgulamaya tabii tutmamız gerekmez mi acaba?

5) Sayfa 219-220’den, dilimizi tarihimizin binlerce yıllık derinliklerine bağlayan bazı satırlar;

“Hunlarda anlaşmalar gayet orijinal merasimle yapılırdı: Hunlar, anlaşma yapmak için gelmiş yabancı sefirlerle beraber bir mukaddes dağın tepesine çıkarlardı. Evvela Kingluk denilen iki tarafı keskin özel bir bıçak-kılınç (kama) ile beyaz bir at kurban kesilirdi. Kurban kesilirken bir kap içine süt, kımız yahut şarap doldurulurdu. Bundan sonra akit yapacak taraflardan her ikisi vücudunun bir yerinden yara açar ve bu kap içindeki kımıza, o yaradan birkaç damla kan damlatılırdı.

Bundan sonra her iki taraf kılıçlarını, bu içine kan karışmış kımıza sokarlardı ve anlaşmanın esaslarını şifahen tekrar ederlerdi. Daha sonra da anlaşmaya riayet edeceklerini merasimli bir surette ilan ederek, iki tarafın kanı karışmış kımızı içerlerdi.

Bu anlaşma esnasında içilen kan karışmış kımıza Türkler AND diyorlardı. Onun için bu törene de ‘And İçme’ diyorlardı. Bugüne kadar yaşayan ‘And İçmek’ tabirinin menşei budur.”

6) Kitaptan bir ilginç bilgi de Komünizme dair, hem de dünyanın komünizmi tanımasından 1400 yıl öncesine ait. (Sayfa 294-295)

“İran’ın siyasi ve medeni çöküşünün bir çok sebepleri vardı. En önemlisi ise milli servetin dağılımında husule gelmiş olan fahiş müsavatsızlıktı. Bu yüzden Nuşirvan’ın babası Kobad döneminde İran’da gayet kuvvetli bir komünist hareketi memleketi sarmıştı. Mazdak isminde bir İranlının yaydığı komünist mezhebini 494 yılında kabul ettiği için kendi tebaası tarafından zindana atılmış olan İran Hükümdarı Kobad, zindandan kaçarak Ak-Hunların hükümdarına iltica etmiş ve orada bir Ak-Hun kızı ile evlendikten sonra Ak-Hun hanının askerleriyle İran’a dönerek, tekrar İran tahtına oturabilmişti.”

Ord. Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal bu kitabında Türk tarihine dair son derecede ilginç bilgiler verirken, sonunda Marks ve Engels’in Komünizm cennetindeki tahtlarına bir fiske vurmayı da ihmal etmiyor. Büyük Hoca’nın mekanı cennet olsun. 

 
İletişim E-Posta: feyzullahbudak@hotmail.com - Telefon: 05322776390 Okunma Sayısı: 766


 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Yazıları

BU VATAN YA SENİNDİR YA KİMSENİN
YENİ BİR FON GARABETİ
MHP MİLLETVEKİLLERİNE AÇIK MEKTUP
MİLLİ BİLİNÇ VE TARİH ŞUURU
TÜRKLERİN VE TÜRKÇENİN KIRKBİN YILLIK TARİHİ
MAREŞAL ÜNİFORMALI ATATÜRK TABLOSU’NUN BİLİNMEYEN HİKAYESİ
İLGİNÇ BİR MİLLİ BİLİNÇ HİKAYESİ
YÖNETİMDE “ERDEM” ARANIYOR
KARINCA DÜŞÜ
PKK DESTEKÇİLERİ
DEVLETİN TEMELLERİ ÇÖKERTİLİYOR !..
UNUTULMUŞ BİR KİTAP VE ANLATTIKLARI
BOŞNAK BÖREĞİ
TÜRKİYE’Yİ DÜŞÜNMEK
BİR ER KİŞİNİN ARDINDAN, SORULASI 7 SORU...
BİR “ER KİŞİ” NİN ARDINDAN…
MUHSİN BAŞKAN İLE İLK KARŞILAŞMA
Diğer Yazarlar

BİZİM DEVLET AKLIMIZ VAR MI ?
BU VATAN YA SENİNDİR YA KİMSENİN
BU ÜLKEDE SOSYAL HİZMETLER NE İŞ YAPAR ?
NARSİST İKBALPEREST AYDINLAR
İSRAİL VE ABD
SEVİLMEYE LAYIK OLAN SEVMESİNİ BİLENDİR…
MAFYA VE BİR POKER OLARAK POLİTİKA

Yazarlar 
Sivas Radyoları

 

Anket

ANAYASA DEĞİŞİLİĞİ İLE İLGİLİ REFERANDUM DA OYUNUZUN RENGİ NE OLACAK ?


  
Hayır206 Kişi (%68 )
  
Evet99 Kişi (%32 )

Toplam 305 Kişi

Süper Lig
 
Hava Durumu ( Sivas )
Bugün
3°°C - 14°°C
Çarşamba
-1°°C - 10°°C
Perşembe
0°°C - 14°°C
Cuma
1°°C - 16°°C
Namaz Vakitleri ( Sivas )

İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
04:5006:1612:4416:1319:0020:19

28 Mart 2017 Salı
Röportajlar
Konforun zirve yaptığı an Audi Q5
Audi yüzü yeniden değişerek bambaşka bir hale geldi. Kusursuz şekilde modellenen, biçimlendirilen ve yüksek parlaklığa sahip siyah renkte ...
»
»
»
Tarihte Bugün
1919 - İtalyanlar Antalya'yı işgal ettiler.
1920 - ?Uyan Şahin uyan bak neler oldu, Sevgili Antep'e Fransız doldu.? gibi adına şiirler yazılan, türküler yakılan Antep Kahramanı Şahin Bey şehit oldu.
Kim KimdirTümünü Göster
Günün Sözü
"Gülen nar, bağı bahceyi de güldürür;
()
Arşiv Arama
İller Arası Mesafe Hesaplama
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklamlar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
0,06ms